Blog

Dünya Benden Habersiz Yaşıyor

Aşağı kaydırın
Rafet ÇAĞLAR
Rafet ÇAĞLAR
Yazmak
  • Şehir:
    İstanbul | Ankara
  • Mobil:
    0552 224 55 00

13 Mayıs 2026

18:46

Rafet ÇAĞLAR

Bazen insan bir gölgenin altında oturur ve dünya, hiç beklemediği bir yerinden sessizleşir. Ne büyük bir olay olur ne de insanı sarsacak bir haber gelir. Her şey yerli yerindedir aslında. Yol yol olmaya, ağaç ağaç olmaya, insanlar kendi hâllerince yürümeye devam eder. Fakat bakılan yerlerin üzerine ince bir sessizlik çöker. Sanki dünya sesini kısmış, hareketini yavaşlatmış, kendini biraz geriye çekmiştir.

Güneş görünmez belki. Bir binanın ardındadır, bir duvarın arkasında kalmıştır ya da sadece ışığıyla oradadır. Ama varlığı her şeye sinmiştir. Taşların üzerinde, kaldırımın kıyısında, yaprakların açıkta kalan yüzünde, gölgelerin parçalı düşüşünde kendini belli eder. Işık serttir ama rahatsız etmez. Gölge serindir ama karanlık değildir. İkisi arasında, insanın içine işleyen tuhaf bir açıklık vardır. Ne tam dışarıda hissedersin kendini ne de içeride.

Bir esinti gelir sonra. Belki çok hafif. Yaprakların ucunu oynatacak kadar, yüzüne değip geçecek kadar. Ama o küçücük hareket, insanın içindeki kalabalığı bir anda dağıtır. Az önce zihnin içinde var olan ne varsa geri çekilir. İşler, planlar, konuşmalar, bekleyen cevaplar, yetişilmesi gereken yerler… Hepsi sanki başka birinin hayatına aitmiş gibi uzaklaşır. İnsan kendi düşüncelerinin bile dışına çıkmış gibi olur.

O an dünya durmamıştır. Bunu bilirsin. Bir yerlerde kapılar açılır, telefonlar çalar, insanlar konuşur, biri acele eder, biri bekler, biri güler, biri yorulur. Fakat senin bulunduğun yerde zaman durmuş gibidir. Daha doğrusu sen, zamanın içinden bir parça ayrılmışsındır. Akış sürmektedir ama seni taşımıyordur. Hayat devam etmektedir ama sen o devam edişin içinde görünmez bir boşluk gibi durursun.

Bu, keder değildir. İnsanı ezen, içine kapatan, ağırlaştıran bir duygu değildir. Mutluluk da değildir. Sevinç gibi açık, hüzün gibi koyu, özlem gibi tanıdık değildir. Daha garip, daha isimsiz bir hâl. Var olduğunu bilirsin ama sanki hiçbir yere değmiyorsundur. Oradasındır ama oraya ait değilsindir. Görürsün ama görülmezsin. Dünyanın içindesindir ama dünyanın senden haberi yoktur.

Aslında hep böyledir belki. Dünya çoğu zaman bizden habersiz yaşar. Fakat bunu her zaman fark etmeyiz. İnsan kendi işlerinin, kendi konuşmalarının, kendi bekleyişlerinin içinde yaşarken kendini ister istemez merkeze yakın bir yerde sanır. Günlük hayat bunu besler. Arayanlar, soranlar, yapılacaklar, yetişecek işler, kurulacak cümleler, verilecek cevaplar insana bir ağırlık verir. Varlığını sürekli hatırlatır. Oysa böyle bir sessizlikte bütün bunlar bir süreliğine susar ve insan kendini ilk kez merkezden değil, kenardan görür.

Sokaktan birileri geçer. Yüzleri belirgin değildir belki. Sesleri tam duyulmaz. Biri elinde bir şey taşır, biri ağır yürür, biri karşıya bakar, biri gölgeye yaklaşır, biri güneşin içinden geçip gider. Her biri kendi hayatının içinde tamamdır. Her birinin aklında başka bir şey vardır. Birinin eve yetişmesi gerekir, birinin canı sıkkındır, biri bir şey düşünmeden yürüyordur, biri içinden kim bilir hangi cümleyi geçiriyordur. Dışarıdan bakınca hepsi küçük hareketlerdir. Ama her hareketin arkasında ayrı bir dünya vardır.

İnsanı en çok düşündüren de budur. Aynı gökyüzünün altında, birbirinden habersiz bu kadar çok iç dünya vardır. Her insan kendi romanını yaşar. Kimi romanın gürültülü bir sayfasındadır, kimi sessiz bir bölümünde. Kimi sevincini taşır, kimi yorgunluğunu, kimi kimseye söylemediği bir kırgınlığı. Sen onların hiçbirinde yoksundur. Onlar da senin içinde yalnızca uzaktan geçen görüntüler kadar yer eder. Buna rağmen aynı anda, aynı ışığın altında, aynı havanın içinde bulunursunuz.

Bu yakınlık ve uzaklık birlikte gelir insana. Herkes çok yakındır; birkaç adım ötede, aynı kaldırımda, aynı sokağın içinde. Ama herkes çok uzaktır; kendi zihninde, kendi geçmişinde, kendi hesabında, kendi sessizliğinde. İnsan bunu fark edince, kendi varlığı da incelir. Bir isim olmaktan, bir görev olmaktan, bir hayatın sahibi olmaktan kısa bir süreliğine çıkar. Sadece bakan biri olur. Gölgede oturan, ışığı izleyen, rüzgârı hisseden biri.

Anılar da böyle zamanlarda büyük bir dalga gibi gelmez. İnsan geçmişin altında ezilmez. Sadece küçük parçalar belirir. Bir çocukluk sokağı. Eski bir pencere. Sıcak bir taş. Bir yaz günü. Birinin yarım kalmış gülüşü. Bir yerden gelen belli belirsiz bir koku. Bunlar hesap sormaz, iç yakmaz, insanı eskiye çağırmaz. Sadece geçerken görünürler. Sanki rüzgâr, unutulmuş bir anının üzerindeki tozu hafifçe kaldırır ve sonra yine yerine bırakır.

İnsan kendi hayatına da böyle bakar o sırada. Sahip olduğu, koruduğu, büyüttüğü şeyler bir süreliğine adlarını kaybeder. Meseleler mesele olmaktan çıkar. Hırslar, kırgınlıklar, beklentiler, insanın içinden geçip de kendine bile tam söylemediği küçük istekler sessizleşir. Hiçbir yere yetişmemek, hiçbir şeyi tamamlamak zorunda olmamak, hiçbir bakışta aranıyor olmamak tuhaf bir rahatlık verir. Yok olmak değil bu; biraz eksilerek hafiflemek.

Sonra bir hareket gelir. Önce küçük bir şey. Daha belirgin bir ses, yakından geçen biri, gölgenin değişmesi, insanın aklına ansızın düşen sıradan bir zorunluluk. Dünya yeniden hızını hatırlatır. Az önce kenarında durduğun akış seni yine içine alır. Kalkarsın, yürürsün, konuşursun, telefona bakarsın, bir işi düşünürsün. Hayat kaldığı yerden değil, zaten sürmekte olduğu yerden devam eder.

O kısa sessizlik, insana yüksek sesle bir şey öğretmez. Bir hüküm vermez, bir ders açmaz, bir cevap dayatmaz. Sadece gösterir. Herkes kendi dünyasını yaşar. Kimse bütün hikâyelerin ortasında değildir. Bir insanın görünmediği, bilinmediği, aranmadığı yerlerde de hayat bütün genişliğiyle devam eder. Bunu fark etmek insanı küçültmez; yalnızca yerine koyar. Ve bazen insan, kendi yerine sessizce razı olduğunda, dünya daha uzak değil, daha gerçek görünür.

İnsan içinde yayınlandı.
© 2025 Rafet ÇAĞLAR
Email: posta@rafetcaglar.com.tr
Bana yazın

    * I promise the confidentiality of your personal information